| AĞZI İLE KUŞ TUTMAK...! |
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Perşembe, 11 Mart 2010 | |
|
AĞZI İLE KUŞ TUTMAK...!
Başlık size ne hatırlattı bilemiyorum ama bizim oralarda
bu deyim;
“Ağzınızla alaca kuş tutsanız yinede ona yaranamazsınız.”
şeklinde, ön yargılı insanlar için kullanılır.
“Ön yargı nedir o zaman?”derseniz.
Anlatalım.
Çocuk ,dünyaya iç güdüsel olarak ağlayarak gelir ve çırıl,
çıplaktır. Anne, baba onu giydirir, yedirir, içir ve öğretir.
başlar.
Anneden babadan, çevreye, oradan topluma girerek
oralardan bir şeyler alarak büyür, sosyal insan olur.
Sosyal insanın değer yargıları oluşurken elbette ki,
bulunduğu ortamların ona verdiği bir takım şartlanmalar
olacaktır. O şartlanmalar, kişide mutlak surette ön yargılar
oluşturacak, o değer yargıları vereceğiniz bilgi ve belge ile
değiştirilemediği zaman ise kalıplaşıp, sabit fikir halini
alacaktır. Siz o kalıba karşı bilgi ve fikir ileri sürdüğünüzde,
sabit fikirli kişi o kalıpları kırıp bilgiyi içine alamadığı için;
“Nuh” diyecektir ama “Peygamber.” demeyecektir.
Ağzınızla alacak kuş tutsanız,bile, o kişinin sabit fikir halini
almış, kalıplaşmış, ön yargılarını artık değiştiremezsiniz.
Durum böyle olunca, ön yargı için;
“Yaşadığınız toplumun size verdiği sizinde, doğru olup,
olmadığına bakmadan, araştırmadan yani o konuda daha fazla
bilgi sahibi olmadan sahiplenip, beyne depo ettiğiniz veya
şuur altına ittiğiniz şartlanmalardır.”demek yerinde olur. Bu
örften kaynaklanır, dinden kaynaklanır, ahlaki ve kültürel
yapıdan kaynaklanır, yani kaynak ararsanız çoktur.
Bu nedenle her insanda biraz ön yargı vardır demek yerinde
olur. Bizde de, sizde de, onlarda da vardır.
Ön yargı (Peşin hüküm) hakkında, konunun uzmanı
olmadığımız için söyleyeceklerimiz bu kadar. Daha fazla
bilgi için Sosyal Psikoloji hakkında yazılmış onlarca kitap
bulabilirsiniz.
***
Dünyaca ünlü Yahudi kökenli fizik profesörü A.Eistein;
“Ön yargıları kırmak, Atom çekirdeğini parçalamaktan
daha zordur” demiştir. Bu söz onun yaşadığı yılların
koşullarında doğru olabilir, Ama bu gün ön yargıları kırarak,
yerine başka ön yargılar yerleştirmek bana göre mümkün.
Nasıl mı?
Ayrıştırarak, kapıştırarak, alıştırarak.
Şimdi bir düşünelim.
Sizin için hayati konumda olan, ama elinizde olmayan bir
değer, karşılıklı anlaşıyormuş görünüp anlaşamadığınız bir
başka ülkede var. Bütün görünür imkanlarınızı kullandınız,
netice alamadınız, göründüğünüz şekliyle olmuyor, o zaman
ne yaparsınız?
Tıpkı ona benzeyen maske takarsınız.
Suretiniz ister (AB) tipi olsun, ister (ABcD) tipi, ister (E)
veya (F) tipi, ne olursa olsun, bir takım maskeli kurumlarla,
o toplumun bireylerinin şuur altındaki değer yargılarının
yanlış olduğunu işleyerek,bireyi o ülkenin gözde kurumlarına
karşı hasım olacak şekilde yetiştirir, ön yargılı hale getirir,
toplumun içine salarsınız. Kurumları kötületir, kenara çekilir
seyredersiniz.
Laf, laf, laf…
Devamlı tekrarlatırsınız.
Veriler artık beyne depo edilmiş, temiz A olmuştur artık
kirli A.
Hele birde karşılıksız para basma gücünüz varsa!
Önüne koyacağınız yalla, havlatacağınız bir sürü eğitimli
salahana köpek yetiştirir, vereceğiniz bir komutla onları da
çenkirtir, keyifle netice alacağınız günleri sayarsınız.
İşte durum bu.
El insaf.
Gördüğünü sanan gözler bunu niçin görmüyor da?
Her ferdi bir asker olarak doğan bu ülkede, askerden çok
askercilerin, olduğundan bahsedebiliyor.
Biz bilmeden araştırmadan,boşuna;
“Edep Ya Hu.”demiyoruz.
Bu koşullandırılmış ön yargıları bilip de, aydınlık A ya
karanlık A dedirtenleri edebe davet ediyoruz.
Bu durumdan hicap duymuyorlarsa, biz ne yapalım?
Şimdi soruyorum size.
Hangi toplumda kağıt üzerinde bir takım senaryolarla,
teşebbüs edilmemiş, suç unsuru oluşmamış bir olaydan
aradan yıllar geçtikten sonra suçlu yaratılarak, insanlar
toplanır dama atılır?
“Hadi suçsuzluğunu ispat et bakalım.” denir.
Hangi toplumda emrinde binlerce asker ve silah olan
Ordu Komutanı çete kurmakla suçlanır?
Tabi ki ilkel toplumlarda.
Hakkın ve hukukun olmadığı;
“Ben kırk yedi senden daha büyüğüm seni döver, her
istediğimi yaparım.”denilen toplumlarda.
Sana rakip olacak, toplumu bilgi ve belgelerle aydınlatacak
her değeri, uydurulmuş senaryolarla çember içine alacaksın,
damlandıracak, deliğe tıkacaksın, kötüleyecek boğazını
sıkacaksın sonra da çıkıp demokrasiden, haktan adaletten
bahsedeceksin.
Oh be, ne ala memleket.
***
Bu ülke, sanki altmış dört kareli bir satranç tahtası, kör bir
oyun oynanıyor, herkes kör olmuş, kimse bunu göremiyor.
Birisi de fırsatı bulmuş, aklı sıra karşı tarafı mat edecek,
hamle yapıyor, “Şah” çekiyor.
Karşı tarafta durumu kabullenmiş, mat olacağını anlamış,
şahı yan yatırmış.
Beş bin yıllık bir mazisi olan bir Türk Ordusu dağılacak.
ve Türkiye Cumhuriyeti parçalanmış bir Gücük Osmanlı
olacak, maşa olduğunu anlamayacak, kime hükmedebilecekse
hükmedecek.
Kısaca güdüleceksiniz, ama güdülürken siz de güdeceksiniz.
Nerde görülmüş,güdülen birinin bir başkasını güttüğü arkadaş,
geç onu sen bir kalem geç.
Osmanlı, hükmettiği zaman Osmanlıydı.
Dinle evladım!
Bu sorun bir karakter sorunudur. Karakterinde bağımsızlık
olmayanlar, bundan pek anlamazlar.
Ama gene de biz söyleyelim.
Her toplumda iyilerde vardır, kötülerde. Yeter ki sen ayırt
etmesini bil. Gözlerini açık tut ve gör, kullanılanların
peşinden sürüklenme ve oynanan oyunlara gelme!
Oynanan oyunlardan biri, demokratik manda oyunudur.
Bu komedi yıllar yılı oynanır durur.
Bu oyunla milyonlarca kişi katledildi, binlerce
savunmasız kadının, kız çocuğunun namusları kirletildi
ve onlar utançlarından hayatlarına son verirken
kahkahalarla seyredildi. Ülkeler babasız çocuklar ülkesi
haline getirilip parçalandı. Bunun adına da demokrasi
götürmek denildi.
Irak’ın durumu ortada, maşaları da belli.
Dikkat et;
“Sana onlardan da daha fazla demokrasi getireceğiz.”
diye yutturarak senide parçalamasınlar.
Sık tekrarla, sakın unutma evladım.
Kendi silahlı güçlerini, güçsüz hale getirip, susturanlar
başkalarının silahlı güçlerinin çizmeleri altında ezilirler,
hatta yok olurlar.
Sevgi/Saygı bizden 10/03/2010
Ahmet Salih DEMİRÖZ |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





