| BU BALYOZ BAŞKA BALYOZ! |
|
|
|
| Yazar Ahmet Salih DEMİRÖZ | |
| Pazar, 28 Şubat 2010 | |
|
BU BALYOZ BAŞKA BALYOZ!
Yirmi yıl, otuz yıl masa başında oturup çalışacaksın, sonra emekli olacak madalya alacak boynuna asacaksın.
Bende masa başında otuz yıl oturup, sonunda madalya mı
aldım. Boynuma astım.
Benim boynuma astığım madalya ne idi biliyor musunuz?
Boyun fıtığı, boyunluk takarak ve fizik tedavi ile uzun
bir uğraştan sonra çıkardığımı sanıyordum o madalyayı
ama çıkaramamışım. Gene nüksetti.
Şu sıralar halim, memleketin hali gibi, ya tasma takıp,
gene atlatmaya çalışacağım. Ya da riskli bir ameliyata girip,
neticesine katlanacağım. Bu nedenle uykularım kaçıyor,
sinirlerim geriliyor, beynim dumura uğruyor. Kaybediyor
fonksiyonlarını.
Bütün fonksiyonlarını kaybetmiş bir beyin ne yapar
biliyor musunuz?
Korku tüneline girer, afakanlar basar, gündüz gözleri
felfecir okur ama göremez, sanki ayakları çarşafa
dolanıyormuş gibi sık, sık tökezler geceleri karabasanlar
basar. Uyuyamaz.
Ben o haldeyim işte.
Ben o haldeyim de, başkaları!
***
Şu aralar alış verişleri ben yapıyorum.
Parayı alıp, elime poşeti tutuşturan kasiyer bir boyunluğuma
bakıyor, bir bana, ben bekliyorum ki bana fişimi versin, ama
hareket yok.
“Şu fişimi verir misin kardeşim?” dediğimde, bu defada
yüzüme aval, aval bakmaya başladı.
“Yüzde on sekiz kdv’ sini ilave edersem fiyat şu kadar
olur, sana pahalıya patlar, razı mısın?” dedi, sırıtmaya
başladı.
Bu defa alık, alık bakmak sırası bana gelmişti.
“Bu nasıl fişleme?” sözleri döküldü gayri ihtiyari
dudaklarımdan. Baktım gene sırıtıyor.
Birde utanmadan;
“Bu fişleme bizimkiler geldikten sonraki hali, eskiden
ödüyordun, geri alıyordun, şimdi ödersen iç ağrısı
tutuyor, hangisini tercih edersin?” demesin mi!
Boyunluk mani olduğundan, boynumuzu bükemedik,
ama ödedik ve fişlendik.
Ne yaparsın şimdi hüküm onlarda, fişlenmek için ödüyorsun!
***
Poşeti yerine zar zor götürdük sıra tahlilleri doktora
göstermeye gelmişti. Bilgisayardan neticeleri aldım. Doktorun
karşısındayım.
Bir tahlillere baktı, şöyle başını kaldırıp, birde bana baktı.
“Sen kansızsın!” dedi.
“Her erki elinde tutanı sevmek mecburiyetinde değilim,
doktor bey, bizim kanımız asil bir kandır çabuk toparlarız siz
reçeteyi ona göre yazın” dedim.
Reçete yüklü bir reçete oldu.
***
Koltuğa çöktüğümde günün stresini hala üzerimden
atamamıştım. Huzursuzum ya.
Bir sağa dönüyorum koltukta, bir sola. gözlerim duvardaki
resme takıldı, bir müddet öyle dalgın, dalgın baktım, baktım.
Gözümün önünden bir takım insanlar geçiyor.
Her iki ellerinde, çıralı dallı odunlar taşıyorlar.
Ellerindeki çıralı odunları, biraz ilerde bir odun yığınına
bırakan bu insanlar, önde boy sırasına göre duran, üç kişinin
arkasında sıraya giriyor, boyunlarını büküyor, ayaklarına
bakıyorlar.
Önde bulunan en uzun boylu kişinin civanım bir delikanlı
olduğu her halinden belli, üçü de kan ter içinde kalmış sanki,
gözleri dışarı fırlamış gibi bakıyor.
Odun yığını tutuşturulmuş, alevler birden fırlıyor, odunlar
yandıkça çıtlak çıkarıyor, ateşin yaydığı hararet bana kadar
geliyor.
Civanım delikanlının ve öndeki iki kişinin biraz ilersinde
sanki havada asılı imiş gibi duran masanın kenarında oturanlar
var. Kanatlılarmış gibi geliyor bana. Önlerinde isim levhaları
var, levhalarını çok ayık okuyorum.
Birinde Münker, birinde Nekir yazıyor.
Münkerin önünde kalın bir kitap var.
Odunlar bu arada tam tutuşmuş, ateşin harareti artık hem
civanım delikanlıyı, hem arkasındakileri iyice etkilemeye
başlamış. Ter damlalarının yüzlerinden akışını görüyorum.
Ayak diplerine takılıyor gözlerim, ter almaları göl oluşturmaya
başlamış.
Kitabın sayfalarını karıştıran Münker sayfaları karıştırmayı
bırakıp, topluluğa dönerek;
“Bu kitap sizin beraberinizde getirdiğiniz ortak kitabınızdır.
Hüküm Sahibince;
Şahsi kitaplarınız tek, tek incelenmiş ve verilen hükümlerin
bu ortak kitabınıza işlenerek birleştirilmesi, emredilmiştir. Bu
kitapta, hem şahsi hem de idari tasarruflarınızın, ortak hükmü
var.”diyor.
Kitabın ilk sahifesini açarken oluşan rüzgar ateşi sanki
körüklüyor ve bir çatırtı kulaklarımı tırmalıyor.
“Ortak kitabınızın yazımına 2002 de başlanmış ve devam
etmiş.
İşte ilk sahifede kitaba giren ilkler.
*Nüfusunun Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede,
domuzu kesimlik hayvan sınıfına almak ve teşvik vermek,
*Zinayı suç olmaktan çıkarmak.
*Müslüman bir ülkeyi işgal eden Hıristiyan bir ülkenin
askerlerinin ülkelerine sağ salim dönmeleri için dua etmek.
*Her karışı şehit kanları ile sulanmış vatan topraklarının
satılmasına;
“Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya.”demek.
*Cami’yi, kiliseye çevirmek.
* İslam’la özdeş hale gelmiş bir milletin adını ortadan
kaldırarak, küresel bir yapılaşmanın eş başkanlığını yapmak.
Münker okuyor benim burnuma yanık et kokuları gelmeye
başlıyor, bakıyorum sanki ateş coşmuş, gözlerim gurubun
önündekilere ilişiyor, her taraflarından ter damlaları yağmur
gibi dökülüyor, dökülen damlalardan biriken sular diz
boylarına kadar yükselmiş, ürperiyorum.
*Yıl 2006 Şehit kanlarıyla kurulan KKTC. Fin hamamında
tasfiye terlemesinde. Şehitler huzursuz.
*Yıl 2008 Sadece Allah rızası için kurulan vakıf müessesesi,
beni destekle müesseseleri haline dönüştürülmüş, şahsi çıkar
için Allah rızası unutulmuş, siyasetin ve siyasetçinin rızası
peşinde
*Yıl 2010 Fitne yılı, devletin bütün kurumları, birbirine
düşürülmüş
Ellerinden ekmekleri alınanlar ekmeklerini geri almak için
Tekel olmuş hak arıyorlar, coplanıyorlar.
İniltiler artık kulaklarımı tırmalamakta, Münkerin sesini
kesik, kesik duyuyorum.
*Ordunun mahremiyetine girilmiş, biri bizi gözetliyor gibi
gözetleniyor, dinleniyor ama gene de suçlu onlar.
*Suçları sadece karşı olmak olan bir sürü insan toplanmış,
dama tıkılmış, ancak ölüsü dışarı çıkıyor, suçlarını bilmeden
haklarında verilecek hükmü beklemekte.
*Yıl 2015 yapılan hatalar meyvelerini vermeye başlamış,
ülkede 2015 yabancı vakıf faaliyet göstermekte, faaliyetleri…
Kulaklarım çınlamakta sesler kesik, kesik.
Arkada simsiyah bir gölge görüyorum sanki o gurubun
üzerine doğru geliyor.
Münker okuyor, öndekilerden ve arkadakilerden akan terler,
dizi aşmış boyuna gelmiş, fokurduyor. Benimde gözlerim
fal taşı gibi açılmış.
*Yıl 2030 Geni değişen bitkiler insanların da genlerini
değiştirmiş, akşam insan olarak yatanlar, sabah domuz olarak
kalkmaya başlamış. İlim adamları bunun geni değiştirilmiş
bitkilerin insan genlerini etkileyerek değiştirmesinden
kaynaklandığını ispatlamış.
Münker;
“Bunun ilk adımı da sizin döneminizde atılmış” diyor.
*Yıl 2090 AB müzakereleri hala devam ediyor. Mütekabiliyet
esasına göre toprak alanlarda, parçalanmış ülkeden özgürlük
istemeye başlamış. Fıralıngitler de özgür devlet istiyor. Bu
Türkler dokuz canlı hala canları çıkmadı diye hayıflanıyor AB
komiseri.
Benim gözlerim tekrar fal taşı gibi açılıyor, ter gölü artık
kaynıyor. Fokur, fokur.
Hani gelen bir karartı vardı ya o şimdi tam tepelerinde.
Münker:
“Hüküm Esfeli Safilin.” diyor. Ekliyor.
“Zabani vur.”
Bakıyorum karartının elinde bir balyoz.
Bu balyoz okkalı bir balyoz, önce yukarı doğru kalkıyor ve
topluluğun tamamının başına hızla iniyor.
O fokurdayan suyun dibine doğru yönelenler, dibe vurup, tekrar
yukarı yöneliyorlar, balyoz tekrar iniyor tekrar dibe.
Ben:
Balyoz, Esfeli Safilin, ilahi adalet diye haykırıyorum.
Balyozdaki heybete bakıyorum. Bu Yüce Yaratanın bir
cezası herhalde diye düşünüyorum.
İniltiler, dehşet iniltileri kulaklarımı tırmalıyor.
Arkadaki guruptaki bütün parmaklar civanım delikanlıyı
gösteriyor.
“Biz yapmadık o yaptı”
Civanım delikanlı, diğer iki kişiyi göstermekte.
Diğer iki kişinin elleri civanım delikanlıyı işaret etmekte.
Ben;
“Esfeli safilin balyoz, İlahi adalet!” diye haykırıyorum
Kolumdan birisi çekiyor, fırlıyorum gözlerim sanki yerinden
förtlemiş.
“Basın burada mı?” diyorum.
Bakıyorum hanım karşımda
“Ne basını bey, kendine gel” diyor, dehşet içinde.
“Nedir esfeli safilin, nedir balyoz.”
Elini alnıma götürüyor.
“Ateşin çıkmış senin, kabus görmüşsün” diyor.
Ölçüyoruz hemen, ateş otuz dokuz buçuk.
Hemen ilaç almalıyım.
“Kekik kaynat hanım!”
Sevgi/Saygı bizden. Ahmet Salih DEMİRÖZ
28/02/10 Gücük ayının son günü |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

Haber Gönder 



