| Alucra'nın Tarihi |
|
|
| Yazar Administrator | |
| Salı, 11 Kasım 2008 | |
|
TARİHTEN BUGÜNE ALUCRA
Alucra adının kesin olarak nereden geldiği bilinmemektedir. Türk öncesi döneme ait olabileceği sanılmakta ise de bazı araştırmacılara göre Alucra adı, yörede çok bulunan Aluç ağacından gelmiştir.
İlimsu ırmağının üstlerine uzanan Alucra kasabası, yükselen tepeler arasında geniş bir vadidedir. Bölge Kovata dağları tarafından kuzeyden sınırlanmıştır. Aralarında sahile doğru akan dereler, güneyde Kelkit vadisi ile Alucra bölgesini bölen Berdiga dağları vardır.
Alucra adının kesin olarak nereden geldiği bilinmemektedir. Türk öncesi döneme ait olabileceği sanılmakta ise de bazı araştırmacılara göre Alucra adı, yörede çok bulunan Aluç ağacından gelmiştir. Buraya “aluç bölgesi, aluç yeri” denmiş ve daha sonra buraya yerleşenler aluç adını vermişler, aluç adı da Alucra olmuştur [1]. Bir araştırmacı da Doğu Anadolu ve çevresindeki coğrafî isimlerin Türkçe olduğunu, çoğunun bir başka coğrafyadan taşınsa bile, bu isimlerin Asya coğrafyası ile karşılaştırıldığında, büyük tarihî yerleşme merkezlerinden köylere kadar birçok yerleşme merkezi adının Orta Asya veya İdil boylarından geldiğini ileri sürer. Buna göre Orta Asya’daki Alıcur, Anadolu’da Alıcura, Alıcra, daha sonra da bugünkü söylendiği gibi Alucra olmuştur [2]. XIX. yüzyılda Alucra adı, Rumlarca “Aloutza” biçiminde kullanılıyordu [3]. Bölgenin ilk defa Hititler zamanında tarihî çağlara geçtiği, Hitit metinlerinde “Azzi-Hayaşa” ülkesi olarak adlandırıldığı ve buralarda Kaşgalar’ın yaşadığı belirtilmektedir. Kafkaslar’dan inen Kıpçak Türkleri’nin ataları olan Kimmerler’in ve onların arkasından gelen İskitler’in buralara ne nispetle yayıldıkları ve ne gibi kuvvetlerle karşılaştıkları hakkında ayrıntılı ve yeterli bilgi yoktur. Persler, Anadolu’yu fethettikleri zaman bölgeyi de kendilerine bağlamışlardı. Bölge, daha sonra Pontos Devletinin sınırları içinde kalmıştır (M.Ö. 298-63) [4]. Abbasiler döneminde işgal edildiği bilinen bölge, Mengücekli, Trabzon Komnenos devirlerini yaşamıştır. Bölge, Akkoyunlu Uzun Hasan Beğ’in Otlukbeli Savaşı’nda Fatih Sultan Mehmed’e yenilmesinden sonra (11 Ağustos 1473) Osmanlı eğemenliğine girmiştir.
Mahalli araştırmacılar, savaşın yapıldığı yer olan Otlukbeli’nin, Alucra yöresinde bugün ilçe merkezi olan Çamoluk’un Kaledere köyünün kuzey doğusunda olduğunu söylemektedirler. Bu konuda tarihçilerin ortak görüşü savaşın Otlukbeli yahut Başkend mevkiinde meydana geldiğidir. Bu mevki, Erzincan ile Tercan arasında ve “üç-ağızlu” denilen yer civarındadır [5]. Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde Tercan’ı anlatırken “...Uzun Hasan Câmii vardır ve nâhiye merkezidir. Bu yakınlarda Otlukbeli’nde Fâtih Sultan Mehmed Uzun Hasan’ı mahv etmiştir. Hâlâ muhârebe meydanında köylüler çift sürerlerken cesetler ve cesetlerin üzerinde para bulurlar, aradan 167 yıl geçmiştir” diye yazmıştır [6]. Alucra’nın ekonomisi Osmanlılar devrinde daha çok ziraate ve küçük el sanatlarına dayanıyordu. Özellikle kilim ve aba dokumacılığı kaza ekonomisinde önemli bir yere sahipti. Ayrıca, kazada bulunan ve çelik imâl edilen maden ocağı da işletilmekte idi. Başlıca mahsulü ise buğday, arpa, bakla, fasulye, sebze, kavun, karpuz, üzüm, elma, armut, vişne ve kiraz’dı. Kazada bulunan sekiz ormandan kesilen keresteler satılmak üzere sancak merkezi Şebinkarahisar’a gönderilirdi. Her sene Mayıs ayının yedisinde (20 Mayıs) bir panayır, Cumartesi günü de hafta pazarı kurulurdu. Alucra, XVI. yüzyılda Osmanlı idarî teşkilatında Karahisâr-ı şarkî sancağına bağlı bir nahiye merkezi idi. 1273 (1856-57) tarihli Devlet Sâlnâmesi’nde ise Mindeval ile birlikte Şebinkarahisar’ın kazası olarak görülüyor ve “Ulucra ma‘a Manzaval” şeklinde yazılıyordu [7].
1286-1289 (1869-1872) yılları arasında yayınlanan Devlet Sâlnâmesi’nde Şebinkarahisar sancağının kazaları arasında Alucra’nın ismine rastlanmaz. 1288 (1871) tarihli Sâlnâme’de “kazâ-yi mezbûr, müceddeden teşkil olunduğundan refaket memurluğunun henüz tayîn kılınamadığı”na dair bir kayıt bulunmakta, kaymakam olarak İsmail Efendi’nin adı geçmektedir [8]. Bu konuda 1301 (1884) tarihli Sâlnâme’de “Karaçayır denilen mahalleye 1289 (1872) yılında bir hükûmet konağı yaptırılarak merkez kabul edildiği, yakınına iki han, iki kahvehane, iki fırın yapıldığı, memurların gündüzleri hükûmet konağında vazifelerini icra ettikleri, akşamları ise ikâmet ettikleri köylerine gittiği” yazılıdır [9]. Alucra’nın 1881 yılında Avarak, Teşdik, Karabörk, Kemâllı, Zil, Mismilon adlarında altı nahiyesi, 1889 yılında Kemâllı, Zil, Ziharı, Avarak adlarında dört, 1906 yılında Mindeval adında bir nahiyesi vardı [10]. Alucra bölgesi Türk boylarının yurt tuttuğu bir yöredir. Bugün Alucra yöresinde köy isimleri olarak görülen Parak, Ozan, Köroğlu, Panlu birer boy veya oymak-obanın adaşı olduğundan değerlidir. Karabörk, Kuman adlı köylerin buraya yerleşen Kumanlar’ın hatıralarıyla anıldığı anlaşılıyor. 1404 yılında Semerkand’a gitmekte olan Katalan elçisi Clavijo, Erzincan yöresine çok yakın bir yerde Çepniler’in bulunduğu bir kale görmüştü. Clavijo, bu konuda “... öğleden sonra bir vadiye vardık. Orada Çapanlı kabilesine mensup Türkler’e ait bir kale bulunduğunu anladık. Kabasika ile bu Türkler arasında harp vaziyeti devam ettiğinden, Kabasika’nın adamları bize bir müddet duraklamayı ihtar ederek etrafı keşfe çıktılar” demektedir [11]. Kırzıoğlu, Kabasike ile savaşanların “Bayburt Ovası batısındaki Sinür köyünde ocakları bulunan Bayındurlu/Akkoyunlu ve Kelkit başları ile Kürtün bölgesi kuzeyinde ve Alucra’daki Çepnilü Türkleri” olduğunu söylüyor [12]. 1889 yılında Türk erkek nüfus 10.925, hıristiyan erkek nüfus ise 205 kadardı. Bundan başka on hanede 40 nüfus muhacir, yani sığıntı Alucra’ya yerleşmişti. 1905 yılında ise 21’i erkek, 9’u kadın olmak üzere 30 Ermeni, 325’i erkek, 336’sı kadın olmak üzere 661 Rum, 14.854’ü erkek, 13.996’sı da kadın olmak üzere 28.850 Türk nüfus yaşıyordu. Toplam nüfus 29.541 idi [13]. Alucra kazasında 1887 yılında kaza meclisi, bidayet mahkemesi, nüfus idaresi, maarif ve menâfi komisyonu, tahrîr ve vergi komisyonu, beledî meclisi, ticaret ve ziraat komisyonu, zabıta dairesi gibi devlet kurum ve kuruluşları vardı. Alucra kazasında bu yıllarda 40 câmi ve mescit, 6 medrese, 53 İslâm (Türk), 3 hıristiyan mektebi vardı. Manevî şahsiyetlerden Çağırgan Baba ve Bektaşi tarikatına mensup Çomaklı Baba burada medfundur [14]. Bazı kaynaklarda Alucra Belediyesi’nin 1892 yılında kurulduğu bildiriliyorsa da, 1872 yılına ait Sâlnâme’de beledî meclis reîsinin nâib Mehmed Ârif Efendi olduğu yazılıdır [15]. 1900’lü yıllarda kasabadaki Mesûdiye medresesinde 73, Zencar köyündeki medresede 120, Zihar köyündeki medresede 80, Karabörk köyündeki medresede 70, Mezmek köyündeki medresede 40, Çatak köyündeki medresede 90, Mindeval köyündeki medresede 40 talebe ders görmekteydi. Mesûdiye medresesinin müderrisi müftü Halil Efendi, Zencar medresesi müderrisi Hacı Hasan ve Hüseyin Efendiler, Zihar medresesi müderrisi Saîd ve Osman Efendiler, Mezmek medresesi müderrisi Süleyman Efendi, Çatak medresesi müderrisi Mustafa Efendi, Mindeval medresesi müderrisi Yakub Efendi idi. Kasabadaki Rüşdiye mektebinde 34 talebe öğrenim görüyordu. Birinci öğretmen Ali Rıza Efendi idi [16]. Birinci Dünya Harbi sırasında, 1916 Temmuz’unda Ruslar’ın Karadeniz kıyısında Görele’yi alıp Harşit Çayı vadisine dayanarak, Kelkit Çayının yukarı havzasına girmeleri üzerine bölge muharebe cephesine epeyce yaklaşmış bulundu ve bu yüzden de bir hayli zarara uğradı [17]. III. Ordu da yeni bir teşkilatlanmada, kolordular lağvedilerek iki yeni Kafkas Kolordusu teşkil edilmişti. I. Kafkas Kolordusu, Kemah ile Şebinkarahisar arasında, II. Kafkas Kolordusu da Kelkit ile Tirebolu bölgesinde bulunuyordu. II. Kafkas Kolordusunun karargâhı da Alucra’da Zihar (Çakmak) köyünde idi. Kolordu Komutanlığına Tuğg. Fevzi Paşa (Çakmak) tayin edilmişti (7 Eylül 1916) [18]. Millî Mücadelede Erzurum Kongresine (23 Temmuz-7 Ağustos 1919) Alucra’dan delege olarak Hüseyin Hüsnü Efendi katıldı [19]. Cumhuriyetin ilk yıllarında (1926-1927) Alucra kazası merkez (Mesudiye) ve Mindeval (Teşdik) adlarında iki nahiyeden ibaretti. Havasının latîf, sularının bol olması ile ünlüydü. Ahali ve çevre ilçeler halkı, bilhassa Tirebolu ve Espiye halkı Güllüce, Tohumluk, Ağalıkkıranı, Çakrak gibi yayla ve obalara çıkarlardı. Kazanın ziraata elverişli arazisi 90.000 dönümdü. Ancak, bu araziden 45.000 dönüm kadarı ekilebiliyordu. Kazada 3000 öküz, 3343 inek, 365 manda, 293 at, 556 merkep, 4423 koyun, 14.488 keçi vardı. Kazanın ormanları çam, köknar, pelit, kavak, ardıç ağaçlarından ibaretti. Kazada Ziraat Bankası’nın 143.000 lira sermayeli bir sandığı vardı. Belediye, 1950 liralık bir gelire sahipti. Kasabada bir ilk erkek, bir ilk kız mektebi, 5 yataklı sağlık evi bulunmaktaydı.
1926-27’de kaza kaymakamı Kemal Bey, mal müdürü İhsan Bey, müftü Şâkir Efendi, hakim Hasan Bey, müdde-i umûmî Tevfik Bey, mustandik Mâhir Bey, posta-telgraf müdürü Refik Bey’di [20].
İkinci Dünya savaşının sona erdiği yıllarda ekonomisi yine ziraata dayanıyordu. 1946 yılında elde edilen ziraat mahsulleri şunlardı: 3970 ton buğday, 1100 ton arpa, 170 ton çavdar, 30 ton mısır, 7 ton fasulye, 200 ton fiğ, 52 ton armut, 6 ton ayva, 208 ton ceviz, 20 ton erik, 120 ton elma, 12 ton kiraz, 1 ton kızılcık, 2 ton şeftali, 40 ton üzüm, 11 ton vişne, 1 ton zerdali [21].
Alucra’nın, Suşehri’nin bütün köylerinden, Refahiye’nin bir bazı köylerinden alınan yumurtalar Şebinkarahisar’da toplandıktan sonra Manastır ve Saydere ormanlarından kesilen kerestelerle yapılan sandıklara yerleştirildikten sonra kamyonlarla sekiz saatlik süre içinde Giresun’a nakledilir, başka kasabalardan getirilen yumurtalarla ve diğer mahsullerle birlikte Barselona’ya, Marsilya’ya, Yunanistan’a ihraç edilirdi. Beyazlığı, kabukların inceliği ve hafifliği ile Şebinkarahisar cevizleri ile birlikte Alucra cevizleri de dış pazarlarda rağbet görmekteydi [22].
Şehir nüfusu 1927 nüfus sayımına göre 286 erkek, 254 kadın olmak üzere 540 kadardı. Bu sayı 1935’de 770, 1940’da 775, 1945’de 711, 1950’de 854, 1955’de 2229, 1960’da 1905, 1965’de 2289, 1970’de 3785, 1975’de 7070, 1980’de 8823, 1985’de 10.470, 1990’da ise 11.517’yi bulmuştur [23]. Ahali geçim sıkıntısı nedeniyle iş bulmak için sahildeki il ve ilçelere, özellikle de İstanbul’a göç etmiştir.
Alucra, kentleşme derecesi ve hızı açısından hızlı bir değişim göstermiştir. 1970 yılında en düşük kentleşme derecesine (% 10.4) sahip olan Alucra, 1985’de kentleşme oranı % 28.2’ye yükselerek % 17.8’lik bir kentleşme hızı göstermiş ve sıralamada Giresun’u da aşarak birinci olmuştur. Alucra, hizmetler bakımından Giresun’a, tüketime dayalı ticaret yönünden İstanbul’a yöneliktir
Ayhan YÜKSEL
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
1500 m. rakıma sahip Alucra'nın yüzölçümü 1200 km2'dir. Karadeniz bölgesi ile İç Anadolu bölgesi arasında bir geçit olmuştur.Karadeniz sahiline paralel olarak uzanan dağlar , Alucra'ya yaklaştıkca yerini, küçük dağlara, vadilere ve yaylalara bırakır.
İlçe, Çamoluk, Şebinkarahisar, Dereli, Yağlıdere, Doğankent ilçeleri ve Gümüşhane ili ile çevrilidir.
Ormanlık bir bölge olan Alucra'da Tohumluk, Boyluca, Zil Ovacığı gibi önemli ormanlar mevcuttur. Akarsular arasında Bağırsak ve Moran dereleri bulunur. Bölgede tahıl ürünleri üretilmektedir.
Bölgede Liyint, demir, bakır, kurşun gibi önemli maden yatakları bulunmaktadır.
İklim İç Anadolu ikliminin karakteristik özelliklerini taşır.Kışlar yağışlı, sert ve soğuk, yazlar serin ve kuraktır. Yıllık yağış miktarı 560 mm'dir. İlçede 6 mahalle, 36 adet köy bulunmaktadır.
İlçenin nüfusu her geçen gün azalmaktadır. 1997 nüfus tespit sonuçlarına göre 18.470'tir. Merkezin nüfusu ise 12.436'dır.
İlçeyi Şebinkarahisar ve Şiran ilçelerine bağlayan yol asfalt, diğer yolların tamamı stabilizedir. Karabörk ve Fevzi Çakmak köyleri dışındaki köy yollarıda stabilizedir.
İlçede suni göletler oluşturularak balık yetiştiriliciği yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca bal arıcılığı yapılmakta olup yıllık 50 ton cıvarında bal üretilmektedir.
İlçede sanayi kuruluşunun olmaması nedeniyle ticari hayat canlı değildir. Tarımsal ve hayvansal ürünler ise iç bölgelere pazarlanmaktadır.
Çok zengin bir kültür mirasına sahip olan İlçede Turizmi geliştirecek altyapı ve sosyal tesis kurulmamıştır.
İlçede, Kamışlı Kilisesi, Sivri Tepesi, Gelinkaya, İkizler Tepesi, Kızlar Kalesi önemli tarihi eserlerdir.
Tepesidelik, Mayıs Deresi, Arda Boğazı ve Zil Ovası gibi doğal zenginliklere sahip, gezilip görülebilecek bölgeler bulunmaktadır.
İlçede Yaylacılık çok gelişmiş olup, bu yaylalara Giresunun çeşitli İlçelerinden aileler göç etmektedir. Yaylalarda çeşitli festivaller düzenlenmektedir.
Örf ve Adet ve foklorik gelenekleri bakımından Giresun ilinin genel kültürel yapısının dışında farklı zenginliklere sahiptir. Örf ve Adet bakımından Karadenizin dışında İç Anadoluyu yansıtmaktadır.
|

Alucra'nın Tarihi 


