eksilt

Üye giriş

               

Özlü söz....

             Adam olan adam...Haketmediği payeyi almaz...Haketmeyene paye vermez...
Ana Sayfa arrow Ülkemiz Haberleri
Ülkemiz Haberleri
"HEDEF 33 ASKER DEĞİL TÜRKEŞTİ" PDF Yazdır E-posta
Yazar sevilay AYBAR   
Çarşamba, 08 Haziran 2011

Üstad yazarlarımızdan Cevizoğlu,33 askerimizin şehit edildiği Bingöl katliamının perde arkasını araladı.Her yazısı ayrı bir olay olan ve tarihe ışık tutan Cevizoğlu,Bingöl'de şehit edilen askerlerimizin ,Türkeş'i pusuya düşüremedikleri için deliye dönenler tarafından öldürülmüş olabileceğini kaydetti.

HEDEF 33 ASKER DEĞİL BAŞBUĞ TÜRKEŞ’Tİ!
Kamuoyunda “Yeşil” olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın akıbeti hakkında şu günlere kadar kimse bir şey bilmiyordu. Susurluk kazasından sonra “öldürülmüş olabileceği” ihtimali ağırlık kazanmıştı. Buna rağmen bazen “yaşadığı” da konuşuluyordu. Ancak “hiç kimse” hakkındaki gerçek bilgilere sahip değildi. Bu bilgiye sanıyorum çok özel birkaç kişi tüm çıplaklığıyla sahipti ama onlar da konumları gereği ağızlarını sıkı tutuyorlardı…

“Yeşil” hakkındaki bu bilinmezlik, bu sır perdesi oğlu Murat Yıldırım’ın kaleme aldığı “Yeşil” adlı kitaptaki fotoğrafların ortaya çıkması ile biraz aralandı. Fotoğraftaki detaya göre yemek yediği masanın üzerine serdiği gazetedeki bir ilan onun son durumu hakkında bilgi veriyordu. İddiaya göre gazete 2002 yılına aitti. Bu iddia bayağı tutmuştu fakat 15 Mayıs tarihli Radikal gazetesi bu iddiayı çürütüyordu. Böyle bir zamanda bu kitabın yazılması bir tesadüf mü yoksa bir mesaj mıydı onu şimdilik tam bilemiyoruz. Fakat kitabın yayınevine de dikkatlice bakmak gerekir! Ayrıca “Yeşil”e ait olduğu iddia edilen yeni ses kasedinin üzerinde de durulması gerekir. Bütün bunlara rağmen ben bu kitaptaki bir başka detaya ve bu güne kadar kimsenin “ilişkilendiremediği” bir olaya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Murat Yıldırım’ın yazdığı “Yeşil” adlı kitaptan önce bir başka kitaba daha dikkatinizi çekecek ve herkesin atladığı bir olayı irdeleyeceğim. Kitabın adı “33 Kurşun”, yazarı da Saygı Öztürk…
Kitap 24 Mayıs 1993 tarihinde PKK tarafından Bingöl-Elazığ karayolunda şehit edilen 33 askerimizi anlatılıyor…
Önce sizi bu olayın iki gün öncesine götüreceğim…
Tarih 22 Mayıs 1993, Bingöl’ün Genç ilçesinden hareket eden bir minibüs içinde MHP ilçe başkanı Hadi Arı olduğu halde Servi beldesine doğru hareket ediyordu. Kimse az sonra olacakları bilmiyor ama bölgede yaşayan her insan gibi onlar da tedirgindiler. Nitekim az sonra minibüs bir grup PKK’lı tarafından durdurulacak ve içlerinden bir tanesi alınıp gidilecekti.
Minibüsü durduran teröristler herkesi aşağıya indirdikten sonra “Hadi Arı kimdir?” diye soruyorlardı. İlk anda kimseden bir cevap alamayan PKK’lılar sağa sola ateş ederek gözdağı veriyorlar ve soruyu tekrar ediyorlardı.
“Hadi Arı kimse çıksın ortaya yoksa herkesi öldürürüz!”
Bunun üzerine MHP Genç ilçe başkanı Hadi Arı başkalarının zarar görmemesi için bir adım öne çıkarak “benim” diyordu.
Böylece teröristler istediğini elde etmenin verdiği sevinçle Hadi Arı’yı alarak kaçıyorlardı...
Hadi Arı’nın cesedi ertesi gün vücuduna erimiş naylon damlatılmış ve bıçakla yaralandıktan sonra üzerine tuz dökülmüş bir vaziyette bulunmuştu. Bu olay Bingöl’de büyük infial uyandırmıştı... Cenazesi ertesi gün yani 24 Mayıs günü kalkacaktı... Cenaze çok kalabalık ve hava oldukça gergindi. Cenazede MHP Elazığ milletvekili Tuncay Şekercioğlu da vardı. PKK’lıların her an yeni bir saldırısı ile karşı karşıya kalınabilirdi. Fakat Şekercioğlu ve Bingöl il teşkilatının sağduyulu davranışları ve aldıkları tedbirler buna engel oluyordu…
Cenazeden sonra Elazığ’a doğru yola çıkan Tuncay Şekercioğlu’na Bingöl’den büyük bir konvoy eşlik ediyordu. Çünkü yol tehlikeliydi. Bingöl valisi de milletvekiline özel koruma tahsis ediyordu. Özel koruma “Yeşil”den başkası değildi. Yeşil ve diğerlerinin korumasında (normalinden 45 dakika sonra) yola çıkan MHP Elazığ milletvekili Tuncay Şekercioğlu’nun da içinde bulunduğu konvoy Bingöl’den yeni çıkmıştı ki, karşı istikametten araç gelmemesinden şüphelenen “Yeşil”, konvoyu geri çevirmiş ve az ilerideki PKK pususuna düşülmesini önlemişti. Fakat az sonra gelecek askerler bu pusudan kurtulamamış, (ve 45 dakika geciken asıl hedefi kaçırmanın verdiği öfkeyle) şehit edilmişlerdi.
Buraya kadar yazılanlar Saygı Öztürk’ün kitabında anlatılanların bir özetidir. Bu olayı doğrulayan son kaynak ise “Yeşil” adlı kitabın yazarı Yeşil’in oğlu Murat Yıldırım’dan geldi. Murat Yıldırım olayı doğruluyor ve “sanıyorum hedef babam veya milletvekiliydi” diye de ekliyor.
Daha fazla delil istiyorsanız Saygı Öztürk’ün kitabındaki en ciddi iddiayı şimdi buraya alıyorum. Dönemin asayiş bölge komutanı Korgeneral Necati Özgen’e göre de asıl hedef “MHP’lilerdi!”
Bana göre de asıl hedef 33 asker değildi. Hedef Başbuğ Alparslan Türkeş’ti!
Evet, hedef Alparslan Türkeş’ti!
Peki plan neydi?
Baksanıza önce Genç ilçe başkanı Hadi Arı kaçırılıyor ve işkence edilerek öldürülmüş bir halde cesedi karayolunun kenarına atılıyor. Buna oldukça üzülecek olan, o dönemde PKK terörüne ve onların yasal uzantılarına karşı oldukça sert, ancak milletimizin, askerimizin, polisimizin kısaca herkesin yüreğine su serpen ve cesaret veren açıklamalar yapan Başbuğ Alparslan Türkeş de cenazeye katılacak, bu sırada cenazeye silahlı, bombalı saldırı düzenlenecek, eğer başarabilirlerse başta Başbuğ olmak üzere tüm MHP üst düzey yöneticilerini öldürecekler!
Ancak bölgenin olağanüstü şartları ve bölgeyi çok iyi tanıyan, Başbuğun cenazeye gelmesi durumunda tüm Türkiye’de büyük sıkıntılar yaşanabileceğini tahmin eden Bingöl teşkilatı sanıyorum buna engel oldu... Hatta bu durumda Bingöl teşkilatı Elazığ milletvekili Tuncay Şekercioğlu’nun da cenazeye gelmesini istememiş olabilir. Sanıyorum bir iletişim kopukluğu veya milletvekilinin o sırada Erzurum’da bulunması buna engel oldu. Düşünebiliyor musunuz cenazeye yapılacak bir saldırının sonuçlarını! PKK saldırısına maruz kalan cenazeden de onlara karşılık verilecek ve belki de yüzlerce kişi ölecek. Hele hele bir de Başbuğa bir şey olduğunu düşünün, işte o zaman hepimize geçmiş olsun!
Rahmetli Hadi Arı’nın şehit edilmesi bence öyle sıradan bir olay değildi… Türkiye genelinde yaşanacak acımasız bir provokasyonun ilk adımı idi…
Esas oyun iç savaş çıkartmaktı!

kaynak :Giresun Aktuel
 

 
ORGAN BAGIŞIYLA HAYAT BULAN YAŞAMLAR PDF Yazdır E-posta
Yazar sevilay AYBAR   
Çarşamba, 01 Haziran 2011
Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde silahla yaralanan ve Adana’da tedavi gördüğü hastanede beyin ölümü gerçekleşen gencin organları 7 kişinin umudu oldu.

Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde silahla yaralanan ve Adana’da tedavi gördüğü hastanede beyin ölümü gerçekleşen gencin organları 7 kişinin umudu oldu.
27 Mayıs Pazartesi günü Göksun’da tüfekle başından vurularak Adana Numune Hastanesi'ne kaldırılan Kenan Bozoğlu'nun (30) beyin ölümü gerçekleşti. Beyin ölümünün gerçekleşmesinin ardından yetkililer, durumu ailesine bildirerek organlarının bağışı konusunda görüştü. Ailenin olumlu yanıt vermesinin ardından Kenan Bozoğlu'nun kalbi, karaciğeri (3 parça), iki böbreği ve pankreası sırada bekleyen hastalara nakledilmek üzere alındı.
Adana Numune Hastanesine gelen ekipler Bozoğlu'nun organlarını çıkararak ambulans uçaklarla Antalya, İzmir ve Gaziantep’e gönderdi. Organları bağışlanan Kenan Bozoğlu’nun amcası Ali Bozoğlu, yeğeninin bir hiç uğruna vurulduğunu, ancak ölürken 7 insanın hayatını kurtardığını kaydetti. Doktorların Kenan’ın organlarının bağışlanmasını istemesinin ardından aile olarak toplandıklarını ve böyle bir karar aldıklarını aktaran amca Bozoğlu, “İnşallah onun organları sayesinde bir çok insan yeniden hayat bulacak. Bu üzüntümüzü biraz olsun hafifletir. Umarım bizim bu kararımız insanlara örnek olur. Yeğenim hayatını kaybetti ama en az 7 kişiye umut oldu.” dedi.
Organları Gaziantep Özel Sani Konukoğlu Hastenesi’ne götüren ekipte yer alan Doç. Dr. Necmettin Güvence, duyarlı davranışlarından dolayı hasta yakınlarına teşekkür etti. Kenan Bozoğulu’nun yakınlarının insanca bir davranışta bulunduğunu aktaran Doç. Dr. Güvence, “Kenan’ın kalbi Eğe Üniversitesine, Karaciğeri Gaziantep Üniversitesine, bir böbreği Özel Sani Konukoğlu Hastanesine, pankreası ve bir böbreği de Antalya Akdeniz Üniversitesine gitti. Böylece bir insanın hayatı sona ererken 6-7 kişinin de yaşamı kurtulmuş oldu. Hastanın yakınlarına bu duyarlılığından dolayı teşekkür ederiz.” dedi.

 
İHTİLAL SONRASI ADNAN MENDERES VE YASSIADA PDF Yazdır E-posta
Yazar sevilay AYBAR   
Cuma, 27 Mayıs 2011

MENDERES’İ HÜZÜNLE  ANARKEN

İbrahim Çınar, 27 Mayıs darbesinden sonra askerliğini Yassıada'da yapanlar arasındaydı. Adnan Menderes ve arkadaşlarının yargılandığı salonda Menderes'in hemen arkasında aylarca nöbet tuttu.Menderes'le aynı karede yer aldığı fotoğrafa 51 yıldır gözü gibi bakıyor. Dönemin başvekiliyle geçirdiği 11 ayı anlatan Çınar'ın söyledikleri, 27 Mayıs döneminde yaşanan dramı bir kez daha gözler önüne seriyor. 5 asker arkadaşının Menderes ve tutuklu vekillerle konuştuğu için zindana atıldığını belirten Çınar, subayların Başvekil'e yaptığı çirkin davranışları aktarırken gözyaşlarını tutamıyor: "Menderes'e hakaret ediyorlardı. Soğukta palto giymesine bile izin vermediler."
Askerliğini Yassıada'da yapan İbrahim Çınar, Adnan Menderes'le geçirdiği 11 ayı Zaman'a anlattı. Çınar, mahkeme başlamadan önce Yassıada'da aylarca ne yapacakları konusunda sıkı bir eğitim aldıklarını söylüyor. Menderes ve arkadaşları adaya getirilmeden önce her şeyin hazırlandığını ifade ediyor: "Özel olarak seçilen 120 kişilik muhafız askerlerin içinde yer aldım. Mahkeme başlamadan önce bize sanki Menderes ve arkadaşları varmış gibi günlerce eğitim yaptırdılar. Subaylar bize sesli değil de işaret diliyle komut veriyordu."

Menderes ve arkadaşlarının Yassıada'ya getirildiğinde adanın havadan, karadan ve denizden olağanüstü güvenlik önlemiyle donatıldığını belirtiyor. Çınar, "Hücumbotlarla günlerce adaya insan getirildi. Bunları sahilden alır, komutanlık binasına götürürdük. Menderes ve arkadaşlarını da gemiden oraya götürdük. Kesinlikle tutuklularla konuşma, bir şey alıp verme gibi en küçük eylemler yasaktı. Çok sert dille uyarılıyorduk." diyor.

ONUN KADAR BEYEFENDİSİNİ GÖRMEDİM

İbrahim Çınar, her sabah koğuşundan aldıkları Menderes'i ellerinde Thomson tabancayla mahkeme salonuna götürdüklerini söylüyor. Menderes'i, "Hayatımda onun kadar beyefendi bir insan görmedim." diyerek anlatıyor. Menderes'e subayların hakaret ve aşağılayıcı tavırlarını unutamıyor: "Hava çok soğuktu. Rahmetli bir palto giymek istedi. Subay izin verdi. Kolunun birini paltoya geçirdi subay ikinci kolunu geçirmesine izin vermedi. 'Yürü' diye sert bir şekilde çıkıştı. Kendilerince dalga geçiyorlardı. Elimizden bir şey gelmiyordu. Bırakın bir kelime konuşmayı ses çıkarmamız dahi yasaktı. 5 arkadaşımız Menderes ve diğer yargılananlarla konuşmuş. Adada Rumlardan kalma korkunç zindanlara atılmışlardı. Hayvanın yaşayamayacağı pislik içindeki zindanlarda kaldılar. Daha sonra onlardan haber alamadık."

İbrahim Çınar, duvardaki fotoğraftan mahkeme salonundaki izleyicileri işaret ediyor. İzleyici sıralarında oturanların göğüslerine iliştirilmiş ziyaretçi kartlarını göstererek, konuşmasına devam ediyor: "Bu insanlar duruşmaları izlerler sonra da fotoğrafçının çektiği ve kendilerinin olduğu fotoğrafları satın alırlardı. Ben ilk muhafız grubunda olduğum için tüm fotoğraflarda olurdum. Bir gün çekilen fotoğraflara bakıyordum. Komutanın birisi 'Neden bakıyorsun?' dedi. 'Efendim bunları bize satmıyorlar.' dedim. Görevli subaya, 'Bu ere bir tane verin. Ancak kimseye gösterip söylemeyeceksin.' diye sıkı sıkı tembih etti."

Duruşmalar bittikten sonra idam kararı çıkanların İmralı'ya götürüldüğünü söyleyen Çınar, Menderes'e subayların eşlik ettiğini, diğer idam mahkumlarını ise askerlerin götürdüğünü hatırlıyor. İnfazdan sonra adadaki atmosferi şu sözlerle aktarıyor: "Uzun süre gözyaşı döktük. Adadaki muhafızların üzerine bir yas çökmüştü. Menderes'in eşyalarını benim nöbet tuttuğum emanet yerine getirdiler. Rahmetlinin eşyaları çantanın içindeydi. Bir tane altın kalemi vardı. Onu oğullarından birine vasiyet etmişti. Ancak kaleme sonra ne oldu bilmiyorum."

YASSIADA'DA OLANLARDAN MİLLETİN HABERİ YOKTU

İbrahim Çınar, askerlik görevi bitince köyüne geldiğinde insanların hâlâ olayların iç yüzünü bilmediklerini gördüğünü anlatıyor. Acısını hafifletmek için büyük oğluna Menderes ismini veriyor. Çınar, bir torununun askerlik görevini Silivri'deki mahkemede muhafız olarak yaptığı bilgisini vererek, şöyle konuşuyor: "İhtilal yapıp, ülkedeki güzel gidişatı engelleyip Menderes'i asan güçlerin uzantılarının bugün Ergenekon davasında yargılanması Türkiye adına çok büyük bir gelişme. Ben içim kan ağlayarak Yassıada'da muhafızlık yaptım. 25 torunum var. Onlardan biri de Silivri'de darbe yanlılarının yargılandığı mahkemede muhafızlık yaparak askerliğini bitirdi. Allah, dünyadan ayrılmadan önce bunu bana yaşattı ya şükürler olsun."

 
ŞEHİT ESAT KOMUTAN DAYAĞI KURBANI MI ? PDF Yazdır E-posta
Yazar sevilay AYBAR   
Cumartesi, 21 Mayıs 2011

Afyonkarahisar'ın Emirdağ İlçesi'nde 4 yıl önce vatani görevini yaptığı askeri birlikte 2 bin 400 metrelik koşu sırasında kalp krizi geçirip kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Esat Mengilli'nin (27) komutanları tarafından dövüldüğü; kalp rahatsızlığı olduğunu belirtmesine rağmen koşuya zorlandığı ve bu nedenle öldüğü iddia edildi.

ŞEHİT ESAT KOMUTAN DAYAĞI KURBANI MI ?

Babanın şikayeti üzerine, bir astsubayla 3 uzman çavuş hakkında 10'ar yıla kadar hapis cezası istemiyle askeri mahkemede dava açıldı.Jandarma Kıdemli Üstçavuş Özay Ayvaz (34) ile uzman çavuşlar Mustafa Korkmaz (35), Muhittin Baş (34) ve Sinan Almış'ın (34) 'İştirak halinde ölümle neticelenen asta müessir fiil' suçundan Eskişehir Askeri Mahkemesi'nde yargılandıkları bildirildi.


 



Baba Yusuf Mengilli, "Komutanları bize, Esat'ın kalp krizi geçirip şehit olduğunu söylediler. Onu şehitlikte toprağa verdikten yaklaşık bir yıl sonra terhis olan arkadaşları gelip, oğlumun komutanları tarafından dövüldüğünü söyleyince biz de dava açtık" dedi.





 
 
CHP BEYOĞLU HALK HAREKETİ nin DOĞUŞU PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Pazar, 29 Ağustos 2010
CHP BEYOĞLU HALK HAREKETİ’nin DOĞUŞU
Halkın içinden gelmiş bireyler olarak BEYOĞLU’nda 29 Mart Yerel Seçimlerindeki süreç bizlere bir şeylerin yapılması gereğini ortaya çıkarmıştır. Bizde kurucu üyeler bu sürecin temellerini 29 Mart Seçimleri sonrasında ortaya koymaya başladık. Seçimlerde gördük ki AKP nin almış olduğu ciddi oy oranı bizleri de harekete geçirmeye başladı. Bu noktada ne yapabilirizi her adımda tartışmaya başladık. Başlangıç aşamasında küçük çaplı yaptığımız görüşmeler bizleri daha çok isteklendirdi, biz şunu gördük taban kendi içinden birini
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 9 Toplam: 36

KARAMUSTAFAOĞLU GRUP Şirketlerimizi incelemek için aşağıdaki resimleri tıklayınız.

Advertisement
Advertisement
Advertisement